Ümit_SÖNMEZÜmit_SÖNMEZ
26-11-2013
Terminal Kuşları

Avatar filminde gerçekten etkileyici sahneler var. Özellikle, galiba 
Pandora denen, uçan dağların bulunduğu bölge beni gerçekten 
etkiledi. Sanırım etkisinden henüz kurtulamamış olmalıyım ki bu gün 
gördüğüm manzaraları da o bölgeye benzetmeden edemedim. 
Eğirdirlileri maviş maviş Navi ırkına benzetme abartmasına gitmeden, 
yanımızdan gelip geçen bulutlarla birlikte ta uzak dağları tepeleri 
de pandoraya benzeten oluşlar yaşadım. Halbuki niyetimiz Eğirdir 
Sivrisi denen dağın yanında sayılabilecek bir yerde, bir Yörük 
çadırında çökelekli yemekti.

Oldukça yüksekte, dolambaçlı ve 
ağaçlıklı yollardan ilerleyerek vardığımız Akpınar köyünün yanında 
seyredip durdum pandorayı. Uçan dağlar. Dağlar uçuyordu çünkü demin 
bahsettiğim bize yakın seyreden bulutlar bu dağları-tepeleri 
ortasından ikiye bölüyordu. Bulutların üstünde bir kısım, altında 
başka bir kısmı alıyordu. Üstte kalan kısımlar uçan dağları 
andırıyordu.

Tabii, ben de fırsatını buldum ya.Avatar filmini üç 
boyutlu seyredememenin verdiği eksiklik hissiyle kendi imgelemimde 
yeniden çektim ve vizyona soktum filmi. Lan, dedim Ümit, film gibi 
adamsın mübarek, koy matineye izlesinler, dedim kendi kendime.Şaka 
bir yana burada uçmamak elde değil. Hele de Eğirdir Sivrisi denen 
ürküten dağ tarifi zor duygulara itti beni. Lan dedim Ümit gene 
coştun sen, içinde kabaran bu hissiyat da nedir,seni şu dağlara 
çeken nedir,dedim heybettir heybet.

Eğirdir Sivrisi denen 
yükseltinin hemen arkasında dediklerine göre bir cehennem varmış. 
Eğirdir komando okulu. Oraya ilk defa giden her askere, cehenneme 
hoş geldin, derlermiş. Askerlik bir yana, şöylece yanında durup 
kafanızı doruklarına doğru çevirdiğinizde ürkmemeniz pek mümkün 
değil.

***

Terminaller önemli yerledir... Ankara'nın AŞTİ'si, İstanbul'un 
Esenler'i, Harem'i. Ve daha niceleri... Serde biraz köylülük mayası 
olduğundan mıdır nedir, her neredeki terminal olursa olsun 
insanların, oradaki toplanmaları ,dağılmaları; kalabalıkları, 
mevsimler döndüğünde, cemreler gittiğinde, başka bölgelere göç 
etmeye hazırlanan kuşlara benzetirim. Sığırcık kuşları toplanırlar 
tarlada. Cıvır cıvır konuşurlar.

Yanlış mı hatırlıyorum... bu 
toplanmaları genelde akşamları olur, bilemiyorum.. Kuşlar 
toplanırlar, cıvırtıları akşama neşelimsi bir tat verir, çocuklar 
ilgiliyle izlerler... Sonra, havada değişik şekillerde balonumsu 
hacimler oluşturarak birkaç manevra yaparlar ki bu dediğim gibi 
hazırlıktır...Terminallerdeki insanlar gibi... Terminallerde de, 
özellikle büyük şehirlerin terminallerinde bu çizmeye çalıştığım 
manzara daha çok benzer göçecek kuşların hallerine.

Gideceğiniz yerler vardır... Saati beklemektesinizdir. Çoğu zaman 
anlatamadığınız duygular içindesinizdir. Fakat bu, tarif 
edemediğiniz duyguların girdabına düşmemek için gözünüzü diğer 
insanlara çevirirsiniz. Sahipsiz gibi duran bir kafeteryada çay 
içersiniz,otobüslerin arasında dolaşırsınız. O, tarifi edilmesi zor 
duygular ve düşünce karmaşalarının en önemli sebebi: içinizde bir 
yerlerde bir şey - yani size ait bir şey- gideceği yere hazırlık 
yapmaya çalışmaktadır.

Ne amaçla giderseniz gidin, kime gidecek 
olursanız olun..bu mekanizma her zaman işler. Hazırlığın 
tamamlanması ise yolculuğun bitmesinden sonra bile sürebilir. Bir 
gece yarısı varırsınız o yere. Yatar ve uyursunuz. Gecenin bir 
yarısı, bir ara uyandığınızda nerde olduğunuzu şaşırma durumu bile 
yaşayabilirisiniz. Fakat, dediğim gibi o hazırlık o uyum süreci hep 
eder.

Ben, son yıllarda alışkanlığım olduğu üzere, genelde çok erken 
gitmeye çalışırım terminallere. Öyle ki, bazen 2-3 saat önceden 
gittiğim olur. Gideceğim terminal Ankara AŞTİ ise durum mutlaka 
böyledir. En son 4 saat önceden gittim. Gezinmeyi severim. Özelikle, 
yüz metrelerce uzunluktaki yazıhanelerin önlerinden en az yirmi 
dakika da bir geçerim. Galiba sevdiğim bir şey var bu 
davranışımda... Otobüs şirketlerinin yazıhane önlerindeki 
personelleri yolcu kapma yarışına girmişlerdir ve elbette ki ben 
önlerinden geçtiğim vakitlerde mutlak bana da sorarlar...Adana mı 
abi? Antep mi? Maraş mı? Urfa mı?.. Kendimce bir istatistik 
tuttum:

Beni en çok Adana'ya çağırıyorlar.."Adanalıyıg, Allah'ın 
adamıyıg"da biz de Tokatlıyıh, biz kimin adamıyıg, hı! Biraz da merak 
var. Acaba çok farklı bir yer adı söyleyecek olan olacak mı diye, 
bir merak var. Bazen beni Uşak, Aydın' gönderme istekleri oluyor 
fakat ben kabul etmiyorum. Bilindiği üzere, adamın yüzüne yapısına 
bakıp yorum yapıyorlar. Lan bu olsa olsa Adanalı'dır, baksana ne 
kadar kara bir adam... İki tür şey söylüyorlar aslında. Birincisi, 
nereye abi, ikincisi Adana mı, Urfa mı, vs. mi ...abi. Şehir ismi 
söyleyerek beni yoklayanların daha akıllı olduklarını düşünüyorum. 
Çünkü, adam bana bakıp düşünüyor, yorum yapıyor ve eğer ki tutturursa 
gizli bir sempatik bir hava oluşacağından ve onların firmasına 
gideceğim ihtimali yükselmiş oluyor.

Öyle yerlerde, insan biraz da 
kendini yalnız hissedince hafiften bir memleket havası essin de 
istiyor yani. Vay be! Beni tanıdı, demek ki hemşoyuz..

Bu karalığım beni bir gün Arap sandırmıştı. İstanbul'da,Esenler 
otogarda lokantaların, kafelerin filan olduğu yerlerde dolaşıyordum. 
Lokantanın birinin kapısının gerisinden bir adam bana el kol 
hareketi yaptı, gel gel der gibi. Ona yöneldim. O da lokantanın 
kapısına kadar geldi. Birkaç adım kalmıştı ki, üzerinde beyaz aşçı 
önlüğü olan bu adam Arapça bir şeyler konuşmaya başladı... "habibi 
mabibi şerulup vel gadde ya ayva hurulop.." gibi bir şeyler 
söylemeye devam etti bir süre. Ne söylediğinden ziyade, bir Türk 
lokantasında çalışan bir aşçı veya yardımcısının neden bana Arapça 
konuştuğunu çözmeye çalışıyordum... Halbuki Ümit hoca! Sen hiç kendi 
yüzüne baktın mı? sorusunu aklıma getiremiyordum...Hava zaten zibil 
sıcak... Aklımdan bir ara, "dont speak arabik" demek filan geçti... 
Sonunda dayanamayıp, klasik Türk tepkimi verdim:"Ne diyorsun sen 
yau!" Aaa! dedi, Abi sen Türk müydün!.. dedi. Kusura bakma abi dedi 
ben seni Arap zannettim, dedi. Olur böyle vakalar, pek de sıcak 
havalar, diye bir manzumeyi sıkıştırdım araya... Güldüktü karşılıklı.

Şimdiye kadar hiçbiri benim Tokat'lı olduğumu bilemedi. Her yerli 
oldum, bir Tokat'lı olamadım.

İlginç bir de espri vardır terminaller hakkında, diyalog şöyle:

- Ali'yi gördün mü?
- Hangi Ali?
- Şehirlerarası otobüs terminali

..

İnsanların biraz da zayıf oldukları yerlerdir bu terminaller. Yani, 
psikolojik olarak zayıflık gösterebilecekleri yerledir buralar. Son 
yıllarda, bilmiyorum yanlış mı yorumluyorum, şebekeler de çoğaldı 
buralarda. En başta fuhuş şebekeleri, ayakçılar: yani mesela abi 
bilmem nereye gidecek param yok,aney öldi, babey öldü...t üründen 
acındırmalarla para söğüşleyen... ve daha nice şebekeler. Çünkü 
buralarda insanlar zayıftır ve dikkatsizdir. Bu durumu fark etmezler 
fakat böyledir.

Gariban insanlar da vardır. Terminalde yatıp kalkarlar. Kimisi, 
sevdiğini kaybetmiştir ve sonra aklını yitirip oralarda 
dolaşmaktadır. Kimisinin parası yoktur, bir hal çare aramaktadır ve 
günlerce demir banklarda yatıp kalkmaktadır.

Ayaküstü spot-kısa anlık aşklar da yaşanabilmektedir o tür yerlerde. 
Bilmem nerelerden bir kız, bilmem nerelerden bir delikanlı ile kısa 
bir hayalde birlikte el ele tutuşabilmektedir. Halbuki birbirilerini 
hiç tanımamaktadırlar. 3-4 dakika sonra biri biner otobüsüne ve 
gider, aşk hayali de biter. Fakat bence en güzel aşklar o anlık 
düşleyişlerde geçer, bütün yoğunluğuyla. Göz göze gelme vardır, 
kurulan düş vardır iki sigara fırtı arasında ve duman fondur ve 
sonra ayrılık vardır... işte aşk budur. Nettir. Belki de net 
aşktır, brütünden fazla. Fakat temizdir. Zaman, pek kirletemez böyle 
aşkları. Kısadır çünkü.

Yollar insana çok şey öğretmez. Bir şekle bir şamale sokar olup 
biteni. Yollar pleyttir. Hizası şaşmaz. Şaşana ayar verir inceden.

Terminaller/otogarlar ilginç yerledir. Bir mahşer provasıdır 
toplanmak. Mahşerden öte gidilecek yerler de vardır. Zamanınız 
gelir, göçücü kuşlar gibi, kaptan kontağı çevirdiğinde yolculuk 
başlar...

*** 
Bir alıntı:

"...
Sizler de bir buluttunuz
Gökyüzünü unuttunuz
Yağın karlar,siz de yağın
Benim gibi darmadağın

 

31 Ocak 2010,  Eğirdir

Terminal_Kuslari   
DİĞER YAZILARI

Didim'in_Sahte_Solcuları
İçimizdeki_Bilgisayar-_Teknik_Nükte_Teşebbüsleri
Didim;_Haberin_olsun,_dedim
Chip'in_mi_var_derdin_var
Şeyler
Liman_Yolu_Kargaları
Yurttaşlık_Dersleri-_CIA_ajanını_nasıl_ısırdım?
Hüzünlü_Kediler_Zamanı
Ne_diyor_bu_müptezel?
Radulus_nedir,_canım?
Tecavüz_günlükleri_–_Doktor_Anonymous
Tecavüz_Günlükleri-_Modeller
Tecavüz_Günlükleri_–_Didim\'de_toplu-tatlı_temaşalar
Tecavüz_Günlükleri_–_Telaşa_mahal_yok
Kısa_kısa_–_4_buçuk_G_Hava_civa
Kısa_kısa_-_Akıllı_akıl_hastası
Duma_duma_dum!_Ben_bir_yalan_uydurdum._Bodrum.
Kısa_Kısa_–_Ne_yaparsan_yap_çiş_ile_yap
Kısa_kısa_–_Kötü_Çocuk
Korkunç_Gerçekler_–_Neredesin_ASKİ_m?
Korkunç_Gerçekler_–_40_ı_çıkarmak
Korkunç_Gerçekler_–_Şikayetvar
Bir_harfim_var,_kölelik_pahasına
Rosetta\'nın_Zonguldak_çıkarması
Günlük_–_Üç_Şehitler
Günlük_–_Çinliler_bunu_da_yaptı
Günlük_-Reklam_yapsam_yer_misin?
Günlük_–_Bonzai
Günlük_–_Obama\\\'yı_TİT\\\'lemek,_CIA\\\'ya_kitlemek
Günlük_Gerçeküstücülük_bağlamında_İspiyonizm
Günlük_-_Kurban\\\'da_timsaha_girelim
Makul_bir_yazı
Pırıltı_Akasya_Çağlayan_İçin_Yardım_Kampanyası
Günlük_Kung_Fu_yapsam_yer_misin?
Günlük-_Görgü_yapsam_yer_misin?
Günlük-_Kopya_Kadınlar
Günlük-_300
Günlük_–_Seni_seviyorum_Google
Günlük_–_Kaşık_Düşmanı_Merkel
Günlük_–_Son_Lavaşçı
Günlük-_Bilişim_Şehidleri_Ölümsüzdür!
Günlük-_Kuduz_Veliler_Teyakkuzda
Kullan_at_bu_hayatı
Kafana_göre_oyna
Namlunun_ucu_ile_memenin_ucu_arasındaki_7_fark
Nasuh_Mahruki_ile_Depremsiz_Geceler
Kahraman_Piyano
Leonardo_da_Şimdi
Yılanların_Öcü_The_Walking_Dead
Nereye_Didim?
1+1_Evlen_benimle_(mutfak_ayrı)
İçkisi,_kumarı,_şiiri_yoktur.
Canan_Karatay_ile_yağlı_kilolu_geceler
Yazmayı_Yazmak
Benim_adım_IŞİDci_Kerim
Düşmezdi_aramıza_bu_kül_yağmuru
Sen_sapta_bekle,_geliyorum_ben
Didim’de_Gerçek_bir_alevi_Derneği_kuruyoruz
Semaha_duran_hırsız_Aleviler
Gooolf
Edı_bese_lo_Mafya
Renge_dönen_gölgeler
Bir_kız_sevdim_adı_Mehmet
Doçenti_doğrayan_profesör
Soma_geçti_göbek_atalım
Çeşmenin_Başına_Bir_Güzel_İnse
E-ticaret_nedir?
Didim\'de_İlluminati\'nin_Ayak_Sesleri
Nerden_biline
Kalite_Domates
Megalodonlar
Nowadays_Vahşilik
Bilişim_Dünyası_İş_Olanakları
Facebook_Devlet_Olur_mu_Olur
İçimizdeki_Şam_Şeytanı_Hacı
Nerdeee_O_Koca_Memeli_Teyzeler!
Havadan_Nem_Gibi_Kapılan_Notlar
Aşk_Ve_Balata-i_Katre
Kısa_Değinişler
Ezana_Uluyan_Köpekler
Tekmili_Birden_Yürüyüş_Notları
İstidatım
Terminal_Kuşları
Çocuklara_Ne_Vermeli?
İçimizdeki_Yazar-kasa
Şekercioğullarından_Zuckerberg
Kara_Şeytan
KQ
Sun_Tzu\'nun_Savaş_Sanatı
Dil_Öğreniyorum


Tiyatro Sezonu Açıldı

Yabancılara gayrimenkul satışı

Didim'de Motosiklet Hırsızları Yakalandı

"Kadına Şiddet" Temalı Ulusal Karikatür Yarışması

Gençler Atatürk için yürüdü

İlan ve Reklam Vergisi

Yöresel Dernekler Festivalleri

10 Kasım Dinletisi


Calisanlar_pembe_giyerek_seslerini_duyurdu
Çalışanlar pembe giyerek seslerini duyurdu..

11_Milyon_Fidan_Dikiliyor
11 Milyon Fidan Dikiliyor..

Yabancilara_gayrimenkul_satisi
Yabancılara gayrimenkul satışı..

Girisimlerde_Bilisim_Teknolojileri_Kullanimi_Artti
Girişimlerde Bilişim Teknolojileri Kullanımı Arttı..






sinyaller-com

twitter_didimhaber
didimpazar





_Emlak_3-1_Didim
My_Eden_Didim


Hamza_Saykan_Resim_Sergisi
Hamza Saykan Resim Sergisi..

Turizm_geliri_gecen_yilin_ayni_ceyregine_gore_%13,2_artti
Turizm geliri geçen yılın aynı çeyreğine göre %13,2 arttı..

Ilan_ve_Reklam_Vergisi
İlan ve Reklam Vergisi..