Onur_ÖZYILMAZOnur_ÖZYILMAZ
01-01-2014
Hindistan Cevizli Güneş Kremi

 

Eskilerin kendilerine has değimiyle ; ‘’ Bir zamanlar buraları hep dutluktu’’ şeklinde anlatılabilecek bir yerdir ; Didim... Işık,güneş ve kehanet Tanrısı Apollon için yapımına başlanan bu yerleşim yeri, yüzyıllar boyunca bir çok devlete ev sahipliği yaparken, içlerinden birinin başkenti bile olmuştur. Havası ve iklimi o kadar güzeldir ki, ünlü tarihci Heredot ; ‘’Tanrı’nın yarattığı en güzel yer’in‘’ Didim olduğunu notların da belirtmiştir. Ancak Heredot bugün Didim’e gelse ve o havayı bulmak istese, havasını alır ; Didim hakkında yazdıklarını siler ve belki de bu yerin adını ağzına dahi almazdı. Başlangıcı budenli görkemli, sonu ise bir o kadar trajik olan tek yer ; belki de Didim’dir !

 

Size bir şehrin hikayesini anlatacağımı sanıyorsunuz, ama çok yanılıyorsunuz. 3000 yıllık geçmişi olan, bir çok devletin ve imparatorluğun hakimiyetine girmiş Didim, hiç bir zaman şehir olmadı. Ve hala daha değildir. Bir yerleşim yerinin şehir statüsüne girebilmesi için, belli başlı özelliklerinin olması gerekir. Mesela nüfus gibi, ya da şehir planlaması gibi...Hastane, okul, park ve bahçeler gibi...Bu özelliklere Antik Çağda  da sahip değildi, bugün de bir  kaçına sahip olmakla birlikte, tamamına sahip olması zor görünüyor.

 

Didim’i Didim yapan şeyin ‘’Apollon Tapınağı’’ olduğunu aslında herkes bilir. Tabii herkes derken ucuzcu, birikimsiz ve bir o kadar donanımsız turistleri saymıyorum. Onların bildiği tek şey güneş kremidir. ‘’Hindistan cevizi kokan bu insanları’’ yazının ilerleyen kısımlarında tekrar ele alacağım, ama şimdi o üç sütunun hikayesine geri dönelim.

 

Tanrı Apollon için sıradan bir gündü...Dünya da rutin turu atarken birden  Didim yöresinde Brankhos adlı bir çobana gözü takıldı. Onunla sohbet eder ve onu çok sever... Bu sevgi Apollon’nun bir takım tanrısal bilgileri Brankhos’la paylaşmasına neden olur. Bunların arasında bir bilgi vardır ki, sadece Brankhos’un yaşadığı yüzyılı değil, tüm insanlık tarihini arkasından sürüklemiştir ;’’Kehanet ’’ Onca bilgi arasından kehaneti gözüne kestiren Branklos, Tanrı Apollon’u yüceltmek için bir tapınak inşaa eder. Kendisini tapınağın yöneticisi  yapmakla kalmaz, nesiller boyu sürecek bir mirası da tetikler. Branklos’un soyundan gelenlere zaman için de‘’Brandhidler’’ denmeye başlanır...Harita üzerinde Brandhid ülkesi olarak adlandırılan bu yere ikinci bir isim daha verilir ; ‘’Didyma’’...İlerleyen zamanlarda ikinci isim birincisini silmiştir. Ve ‘’Didyma’’ türkçeleşerek ‘’Didim’’ haline gelmiştir.’’Didyma’’ kelimesinin anlamı  ‘’İkiz Kardeş’’tir ve bu iki kardeşte Apollo ile Artemis’ten başkası değildir.Bu yukarda anlatılanlar aslında sadece bir efsane...Antik Çağ da efsanelere  Mitoloji dendiğini hatırlarsak, gerçeklik payının ne derece doğru olduğunu öğrenebilmek için yolumuzu ‘’Tarih’’ bilimine çevirmeliyiz. İşte tam da burda ortak üç bilgiye ulaşıyoruz. Birincisi; Branklos ve soyu Brandhiler’in tapınak da yöneticilik yaptığına, ikincisi; Apollon Tapınağı’nın yerleşim yeri dışında inşaa edildiğine ve üçücüsü ise ‘’Kehanet’’ yani ‘’Bilicilik’’ okulunun ve onun rahiplerinin uzun yıllar burda hüküm sürdüğüne...Buda bize efsanelerin kimi zaman gerçeği yansıtabildiğini göstermektedir.

 

Helenistik zamanın bu en görkemli yapısı İon kültüründen de eskidir. Apollon Tapınağı’nı bu kadar özel yapan şey Klaros gibi sadece bir tapınak yeri olmasıdır. Şehirden uzak inşaa edilmişti.Uzaklığı onu daha popiler yapıyordu. Brandhiler’in kuşakdan kuşağa aktardığı yönetim ve kehanet becerisi dönemin kralı Kroisos’un kulağına kadar gider ve Persler’le savaş niyetinde olan kral, kahinlere danışır. ‘’Savaşta büyük bir imparatorluğun yıkılacağını’’ öğrenir. Buna güvenen Kroisos, Persliler’e savaş açar ve yenilen kendisi olur. Sonuç da kehanet doğru çıkmıştır, kimin yıkılacağını değil birinin yıkılacağını söyleyerek, politik bir cevap verilmiştir.

 

İşin diğer tuhaf tarafı ise, bir zamanlar Apollo Tapınağı’na sadece denizden ulaşılabiliniyor olmasıydı..Panormos Limanı’ndan karaya çıkanlar ‘’Kutsal Yol’’ dan yürüyerek tapınağa varıyordu. Bu yol Milet ile Didim’i birbirine bağlıyordu. Zaten Milet şehri varını yoğunu Didim’in bitirilmesi için harcamış ancak bir türlü tamamlayamamıştır. 3000 yıllık süreç araziyi öyle çok değiştirdiki, bazı şehirler bundan çok zarar gördü. Mederes nehrinin getirdiği alivyonlar, Latmos Körfezi’nin zamanla doldurdu. Bugün adına ‘’Bafa Gölü’’ dediğimiz yeryüzü şekli oluşurken,deniz kıyısına inşaa edilmiş Milet(Miletos),Priene, Latmos,Myus gibi şehirlerin denizle bağlantısını kesildi.Deniz ticaretine muhtaç olan bu şehirler, zaman için de ekonomik güçlerini hızla yitirerek köye dönüşmüşlerdir.

 

M.Ö 494 ‘’Lade Deniz Savaşı’’ Persliler’in galibiyetiyle sonuçlanınca ‘’Apollon Tapınağı’’ bundan olumsuz yönde etkilenmiştir. Apollon’nun Tunç heykeli İran’da bir şehir olan ‘’Ekbatana’’  götürülmüş, tüm tapınak yıkılıp yağmalanmış ve binlerce insan ölmüştür. Büyük İskender’in gelişine kadar eski görkeminden tamamen uzak ve bir o kadar harap durum da olan tapınak, iki mimarın; Milet'li Daphnis" ile Efes'li Paionios’in işe el atmasıyla tekrar görkemli günlerine dönmeye başlamıştır. Suriye Kralı"Selevkos‘‘ Ekbatana’ya götürülen tunç Apollon heykelini bulup geri getirmekle kalmayıp, tapınağa uzun süre en büyük katkıyı sağlayan kişi olmuştur. Bugün üç sütünlu yapı olarak görülen tapınak, aslında Büyük İskender sonrasında tekrar inşaa edilen yapıdır. İlk halinin nasıl olduğu hala daha bir sır...

 

120 sütündan oluşan yapı o kadar büyüktür ki, hiç bir zaman üstünün kapatılması düşünülmemiştir. Kapısı ve sütun işlemeleri ileri düzeyde sanatsaldır. Özellikle ‘’Medusa’’ taş kabartması tapınağın kendisi kadar ünlüdür. Onun hikayesi tanrısal ve açıklıdır; Medusa çok güzel bir kadınmış... Onun bu güzelliği tanrıları bile kıskandırırmış... Poseidon ona aşık olan tanrılardan sadece biriymiş ve ona zorla sahip olmuş...Buna çok kızan ve bir o kadar kıskanan Athena, onu yılan başlı çirkin bir kadına çevirmiş. Artık ona bakan güzelliğinden sarhoş olmuyor, tam aksine  dehşetten taşa dönüşüyormuş...Bu hikeye halk arasında öyle yaygınlaşmış ki, herkes kötülüklerden korunmak için kapısına ‘’Medusa’’ heykeli asar olmuş. Müslümanların kapılarına astığı ‘’Nazar Boncuğu’’ ile Hristiyanların astıkları ‘’At Nalı’nın’’ atası aslında ‘’Medusa’’dır.

 

İlerleyen yüzyıllarda savaşlar ve yağmalamalar yapımını sürekli sekteğe uğratsada, Roma imparatorluğunun bölgeye hakim olmasıyla yeniden bir canlanma sürecine girmiştir. Ancak gerek işcilerin gerekse mimarların zaman zaman maaşları ödenememiş, yapının tamamlanması bir türlü mümkün olmamıştır.İlginç ve bir o kadar sıradışı olan ise ; Millet şehrinin Pozitif bilimlerin (ilk filozof Thales) temelini atarken, Didim’in kehanet ve büyücülük merkezi olmasıdır.Bu birbirine iki zıt kavramın aynı çoğrafya da, aynı zaman diliminde yaşaması dikkate değer bir durumdur. Birbirlerini yok etmemişler, aksine birlikte yaşamışlardır.Bunun en büyük nedeni Millet ile Didim’in ortak duruşu olan Mitoloji’dir. Sonuç da Apollon’nun üç çocuğundan birinin adı ‘’Miletos’’ du ve şehre adını da o vermişti. Hristiyanlığın yaygınlaşmasıyla eski önemini yitiren Millet ve onun ayakta tutuğu Didim, zamanla çok az kişinin yaşadığı bölgeler haline gelmiştir.Roma İmparatoru Theodosius’un her türlü büyücülüğü hristiyanlığa aykırı bularak  yasaklaması ile Didim’e son darbede vurulmuş olunuyordu. Bizans imparatorluğu boyunca tüm tapınak ve şehirler terk edilmekle kalınmadı, heykel ve sütunlar başka yapılarda kullanılarak talan edildi. Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçukluları zamanında yoğun göç alan bölge beylikler zamanında yavaş yavaş şehir durumuna gelmeye başlamıştır. Menteşeoğulları, Bizans’ın bölgedeki hakimiyetini yavaş yavaş kırmaya başaldı ve Millet’i ele geçirip burayı kendine başkent yaptı. Zaman içinde sikke bastırıp, şehrin adını Platia (Balat) olarak değiştiren Menteşeoğulları Osmanlı’nın bölgeyi ele geçirişine kadar hakimiyetlerini sürdürdü.Menteşeoğlları’nın geride bıraktığı en önemli yapı bugün hala daha ayakta durmaktadır ; ‘’İlyas Bey Camii’’... 1404 yılında yapılan camii, üçgen biçimindeki destekleri ile Türk-İslam mimarlık anlayışına yeni bir soluk getirmiştir.Osmanlı zamanında önemini iyice yitiren Millet ve şuanda bir köy durumda olan Balat, ilerleyen zamanlarda tarım merkezi olma durumuna gelsede, artık eski şaşalı dönemlerinden çok uzaktadırlar...Aradan geçen yüzyıllar boyunca unutulan ve yer yer tahrip edilen Apollon Tapınağı,1858 yıllında ingiliz arkeolog ‘’Ch.Newton’’ tarafından keşfedilene kadar, kaderine terk edilmiş bir haldeydi.Newton sadece Didim’i keşfetmekle kalmadı, Didim’i Millet’e bağlayan‘’Kutsal Yolu’da’’ keşfetti. Bu yol üzerinde bulunan ‘’Sfenk ve Heykeller’i’’ yerlerinden sökerek Londra’da ki ‘’British Museum’a’’ göndermiştir. Bu durum ilerleyen zamanlarda hırsızlık olarak nitelendirilsede, savunma çok basitti ; ‘’Padişah’ın izni alınmıştır’’ Zaten Osmanlı padişahlarının‘’Taş deyil mi bunlar ...ne olacak ki ... götürsünler’’ tutumu talanı daha da körüklemiş, ülkenin dört bir yanında yapılan kazılardan çıkarılanlar, Avrupa Müzelerini ağzına kadar doldurmuştur. İngilizlerden sonra bölgeye 1873 yılında iki fransız arkeolog (O. Rayat ve A. Thomas) gelmiş, kazı çalışmalarını sürdürmüştür. Bu iki kişilik öncü ekibi 1895 yılında ikinci bir fransız ekibi (B. Haussoullier ve E. Pontremoli) takip etmiştir. 1905 yılına gelindiğinde yol geçen hanına dönen bu arkeolojik bölgeye bu sefer almanlar gelerek kazılara başlamışlardır. Berlin Prusya Müzesi öncülüğünde sürdürülen bu kazılar bir işci ordusuyla yapılmıştır. Bu işciler bir zamanlar Akköy’e yerleştirilen yunanlılardı. 1770 yılında dönemin Padişahı 3.Mustafa tarafından bölgedeki nüfusu takviye etmek için Peloponisu ve Girit’ten getirildiler... Nüfusun takviye edilme nedenide, deprem ve hastalıklardan kaynaklı nüfus azalmasıydı. Almanlara her türlü konuda destek olan yunanlılar, kazıların yapıldığı süreç içinde bir kilise (Ayiyos Georgiya) ve bir okul da yaptılar. Sonuç da karşılıklı olarak her iki ulus da birbirlerinden yararlanmıştır. Kurtuluş savaşı bitip yunan ordusu savaşı kaybedince, bölgeyi terk etmek zorunda kaldılar. 150 yıl boyunca kalıp, çoğaldıkları Akköy ve Balat köylerinde hala daha onların izini bulabilmek mümkündür. Özellikle Güllübahçe ve Akköy de çok sayıda ‘’Taş Ev’’ tüm ihtişamıyla ayaktadır. Bölgedeki bir çok ‘’Zeytin Ağacı’’ 150-200 yaşında olup, yunanlılar tarafından dikilmiştir. 1924-26 yıllarında bölgeye gelen başka bir alman ekip (Th. Wiegand ve mimar H. Knackfuß) tapınağı tamamen gün ışığına çıkarmış ve bugün ki görüntüsüne kovuşturmuştur.1962 yılından beri Alman Arkeloji Enstitüsü adına ‘’R. Naumann ve K. Tuchelt’’ başkanlığında çalışmalar hala daha sürmektedir.

 

Yazının başında Didim’in başkent olduğunu belirtirken; ‘’Hangi devletin başkenti oldu acaba ?’’diye düşündüğünüzü ve yazının bu kısmında hayal kırıklığına uğradığınızı düşünüyorum Ama sizin bildiğiniz Didim diye bir şeyin aslında olmadığını, asıl olayın Millet’en kaynakladığını vurgulamak istedim. Çünkü İon, Yunan, Roma, Selçuklu, Türk Beylikleri ve Osmanlı dönemlerinde Altınkum bu zamanki öneminde ve değerin de olmadı. Değerli olan ve uğruna savaş verilen yerler ondan uzakta kalanlardı. Altınkum merkezli gelişme ve yapılaşma, 3000 yıllık bölge geçimişinin sadece son 35 yılını kapsamaktadır. Mesela Osmanlı döneminde ‘’Yeronda-Yoran’’ olarak bilinen ve 1955 depreminden sonra ‘’Hisar’’ olarak adlandırılan, bugün Belediye binasının da  içinde bulunduğu bölgeye 1991’den önce ‘’Yenihisar’’ deniyordu. Yenihisar, Altınkum’a ulaşmak için, turislerin yanından geçip gittiği bir yerdi. Halbuki ilçenin kalbi burda atıyordu. Çünkü kışın bile yoğun insan kalabalığını, okuldan çıkan çocukları ve pazar telaşı içinde koşuşturan insanları ancak burda görebilirsiniz. Yenihisar 1991’de alınan kararla, adını ‘’Didim’’ olarak değiştirip , ilçe konumuna yükselince tüm bölgenin ortak adı olmuştur.

 

Daha iyi anlamak için biraz daha gerilere gidelim; 1950 yılında, dönemin Aydın Valisi Enver Saatçigil,  Altınkum pilajında kamulaştırma çalışmaları başlatarak, bugün Yalıcaddesi olarak bilinen bölgedeki tek katlı evleri inşaat ettirmiştir. Vakıflar tarafından desteklenen bu girişime Ethem Menderes ve Samat Ağaoğlu’da destek vermiştir. O yıllarda Altınkum plajına bu yatırımlardan dolayı ‘’Vakıflar Plajı’’ deniyordu. Bu tek katlı evler zaman içinde disko ve işyerlerine dönüşmüştür ve sahil boyunca devam ederler... 1983, 1988’de iki kez yürürlüğe giren imar planları; 1997 ve 2002 yılında iki kez revize edilerek bugüne kadar uygulanmıştır. 59.Hükümet tarafından ‘’Turizm Kenti’’ olarak ilan edilen ‘’Didim’in’’, betonlaşması hiç bitmemiştir. Bir zamanlar birbirlerinden kopuk olarak duran ‘’Altınkum,Yenihisar,Mavişehir’’  iç içe o kadar çok girmiştir ki, bugün hangisinin nerede başlayıp, nerede bittiğini ayırmak imkansızdır. Halbuki 1990’larda daha ben küçük bir çocukken, Mavişehir ile Yenihisar arasında sadece tarlalar vardı. Yenihisar ile Altınkum arasında tek tük evler vardı.  Ve işin en ilginç tarafı, Altınkum sahilinin tam ortasında, tahtadan bacakları denize doğru sarkmış bir restorant vardı. Daha çok çay ve simit satardı, uzun plajda pek insan olmazdı, diskolar o kadar azdı ki seslerini duymazdınız. Çamlık denilen yer, tek ağaçlık bölge değildi, sahil boyunca iğneli bodur ağaçlar vardı ve oldukça da sık sık dikilmişlerdi. Altınkum plajının bittiği kuzey ve güney tepelerinde, çam ağaçları vardı ve bir zamanlar insanlar orda mangal yapardı. Geceleri Baykuş, gündüzleri Kırlangıç ve Bülbül sesleri heryeri sarardı.Ve hiç ama hiç yabancı turist yoktu. Kuşadası’nın aksine yerli turistlarin uğrak noktasıydı ve genel de gelenlerin Egeli olmasına rağmen, en az onlar kadar Ankaralı’da vardı. Mavişehir, Altınkum kadar ünlüydü ve tüm o apartmanlar ağzına kadar inasanla dolardı. Mavişehir’den çıkıp Akköy yönüne doğru giderseniz, Tavşan Adası ve onun tam karşısında ‘’Köy Hizmetleri Orman Kampını’’ görürsünüz. Bir zamanlar o kamp yerinin tam karşısından gençler zıpkınla denize girer, midye ve balıkla dönerlerdi.Mavişehir’in otobüs garajı bataklıktı, sivrisinek ve karasinek o kadar çoktu ki, geceleri uyumak meziyet işiydi. Ve tüm bu nostaljik tablo, ingilizlerin gelmesiyle değişti. Buğday, tütün, incir ve zeytin tarlaları, sahildeki balıkçı barınakları,sosyal tesisler ; villa oldu, otel oldu...yani yok oldu !!!

 

Arsa fiyatları tavan yaptı, plansız yapılaşma aldı başını gitti, hızla rabet gören bölge kendi kendini bitirir hale geldi. Fayiş fiyatlara ingilizlere satılan ev ve arsalar, zamanla değerini yitirmekle kalmadı, ingilizler kazıklandıklarını anlayarak, emlakçılığı da kendileri yapmaya başladı. Kendi okullarını, kiliselerini, bölgelerini inşaa ettiler... Artık elektirik faturasını bile ingilizce alıyorlar. 10 yıl yaz-kış kaldıkları bu yere uyum sağlamadılar, aksine tüm ilçeyi kendilerine uydurdular. Türkçe öğrenmelerine gerek yoktu. Pazar yerindeki köylü teyze bile çat-pat ingilizcesiyle onlara domates satmaya çalışıyordu. Ve içlerinden bir çoğu ‘’Burası bizim vatanımız’’ diyordu. Vatan denilen şeyin parayla satın alınıp, kendinize göre şekil verilebileceğini ilk defa burda öğrendim. Acı olan ; avrupanın herhangi bir ülkesinde, size kendi dilinizde elektirik faturası gönderen tek bir belediye bulamazsınız.

 

Altınkum plajını bir aşşağı bir yukarı arşınlayan kalabalığa diskoların sesi eklenince, tatil denilen şey cehennem dönüşüverir. Plajdan uzaklaşıp kafa dinlemek için herhengi bir ara sokağa kendiniz atsanız, attığınıza pişman olur, çıkmaz ve nereye gittiği belli olmaz tenha sokaklarda kaybolursunuz. Ara sokakları başka bir ana caddeye çıkmayan bir yer, şehir olabilir mi? Ya da koskoca yerleşim yerinde tek ağaçlık yerin ‘’Çamlık’’ olması, orayı yaşanabilir bir yer yapar mı? Yatak kapasitesi 25 bin olan, 239 konaklama tesisine sahip bir yer de kimsenin aklına ‘’Yeşil’’kelmesi, ‘’Açık Alan’’ tümcesi gelmemiş mi? Belediye’nin gönderdiği imar planları Turizm Bakanlığı’ndan onay beklerken, herkes doğal yaşam alanlarının yok olmasından şikayetçi !!! Ama ortada bir eylem yok. Zaten, bana göre durum tek bir şekil de çözülebilir ; ‘’İlçeyi tamamen yıkıp tekrar baştan inşaa etmekle’’ Bunun dışındaki tüm çözümler sorunu dallandırmaktan başka bir şeye yaramaz.

 

Benim gibi çocukluğunu buralarda bırakanlar için Didim tek bir kelimeyle ifade edilebilir; Medusa!!! Çünkü geçmişin büyüsü ellerimizden kayarken geleceğin betondan ve çelikten inşaa edilen yapıları karşısında hepimiz taşa döndük...Bu taşlaşmış halimizden kurtulmak için Altınkum’un o meşhur incecik pamuksu kumunu, yağmalanmamış ve talan edilmiş topraklarını geride bırakıp, yelkenlerimizi şişirdik. Merak etmeyin çok da uzaklara gitmedik. 20 km uzaktaki Akköy ve onun yanı başında duran Balat ve Güllübahçe köylerine kendimizi attık. Kuş gözlemcileri, doğa severler ve kampçılarla doğa ananın şevkatli ellerine kendimizi bıraktık.  Eyer yolunuz Didim’e düşerse Akköy’den sonra devam eden o yokuş aşşağı yolu takip etmeyin...Geri dönün. Köylere dalın. Ancak böylelikle Ege’de olduğunuzu anlarsınız. Yörük çadırına süzülen güneşi ve onun ısıttığı meltemi teninizde hissedeceksiniz.Lop İncir, Zeytin yağlı Dolma, üzüm ve şarabın damağınızdan geçişini hissedecek, Deniz Çıprası’nın şerefine Rakıları tokuşturacaksınız. Ve kafanızda şu belirecek, denizin karşı kıyısında yani Yunanistan’da, aynı tatları damağından geçiren komşularınızın olduğunu ama onların Rakı yerine Uzo içtiklerini gülümseyerek bileceksiniz.

 

Yok ben illa Didim’e gideceğim diye tutturup ; Disko da dans, plaj da güneş ve deniz, otel de tıkabasa yemek peşindeyseniz bu yazıyı boşu boşuna okudunuz...Ama üzülmeyin ‘’Hindistan Cevizli Güneş Kremlerinde’’ bu yaz ucuzluk var !!! Kaçırmayın !!!


Hindistan_Cevizli_Güneş_Kremi

Hindistan_Cevizli_Gunes_Kremi   
DİĞER YAZILARI

Hindistan_Cevizli_Güneş_Kremi
Ses_ya_da_Sessizlik


Didim Zeytin Festivali

Didim Bit Pazarı- Di-Bit

Motosiklet Yarışı Rüzgârı

Turkiye'nin İlk Yerli Güneş Hücresi

Didim Yerel Seçim Sonuçları

Ege Bölgesi Kariyer Fuarı

Zeytin Ağacı Budama Kursu Sertifika Töreni

Kuşadası’nda “Aydem Sınıf Kitaplığı” Oluşturuldu


_Tedavi_goren_cocuklara_ve_ailelerine_muzik_performansi
Tedavi gören çocuklara ve ailelerine müzik performansı..

Uluslararasi_6.Tarim_Fuari
Uluslararası 6.Tarım Fuarı..

Didim_Emlakcilar_Listesi
Didim Emlakçılar Listesi..

Turkiye'nin_Ilk_Yerli_Gunes_Hucresi
Turkiye'nin İlk Yerli Güneş Hücresi..






sinyaller-com

facebook_didimhaber twitter_didimhaber
didimpazar





Sah_Emlak_Ltd_sti_Didim
My_Eden_Didim


ADM_Elektrik_Dagitim'indan_Kizilay_Ile_Ornek_Isbirligi
ADM Elektrik Dağıtım'ından Kızılay İle Örnek İşbirliği..

Aydin_Cagiriyor
Aydın Çağırıyor..

Bereket_Enerji_Grubu’nun_22._hidroelektrik_santrali_Akinci_HES_devreye_alindi
Bereket Enerji Grubu’nun 22. hidroelektrik santrali Akıncı H..